05.Ağu.2007

komik dialoglarım



herkese selam öncelikle.
uzun bir zamandır bloguma yazı yazamadım. onu bu yazıyla telafi edeyim.

karşınızda bazı dialoglar. hepsinde dialoğun bir ucu benim:)

-uff nerede bu karpuz? anne bir karpuz olsan nereye düşerdin?
-oğlum genemi yere düşürdün?




- baba ışıkları yakar mısın?
- oğlum daha hava kararmadı ki.
-hava kararmadı da dünyamız mı karardı?




televizyonda haberler. haberde, yaza veda partisi.
- anne, bunlar neyi kutluyor?
- yaz bitiyor ya, onu.
-anne, bunların hiçbiri yazı sevmiyor mu?


devamı gelecek...

17.Haz.2007

arkeoloji müzesi

Bir gün, annem ve arkadaşları, arkeoloji müzesini gezmeye karar verdiler. Ben 5 yaşımdaydım ve bu geziye annemle birlikte ben de gittim.Müzenin ilk önce bahçesini gezdim. Bahçede antik çağlardan kalma lahitler ve statüler vardı. Sonra iç tarafa geçtik. Önümüzde koskocaman bir adam yüzü vardı, bu yüz sanırım eski çağda kullanılan tiyatro masklarının büyütülmüşüydü.
Solda bir kapı gördük, kapıya yöneldik. İçerde saçları neredeyse hiç zarar görmemiş bir mumya vardı ve ben ondan çok korktum. Annem beni dışarıya çıkardı, ona bakmadan geçebileceğimi anlattı. Beni kucağına aldı, yüzümü göğsüne sakladım ve mumyanın yanından geçtik:) O odanın içinde bir de, ağlayan kadınlar lahdi vardı. Bu lahit, M.Ö.4. yüzyılda, Saydalı bir zengin için yapılmış bir lahitmiş ve iskender lahiti ile birlikte bulunmuş. Ağlayan kadınlar lahdinin dış yüzünde, 18 aglayan kadin kabartması var. Bunlarin herbiri ayri durusta ve degisik hareketlerde gösterilmis. Bazısı ayakta, bazısı oturan bu kadınlariı yüzlerindeki hüzün çok etkileyicidir.Bu lahdi yapanın kim olduğu bilinmiyormuş. Ama bence çok usta.
Lahdin kapagi, düz bir tavan gibi. Kapağın iki yaninda cenaze alayi, kaidenin etrafinda da, av sahneleri yer alyor. veeeeee; ağlayan kadinlar ve iskender lahitleri, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin en değerli eserleridir ve dünyanin hiçbir müzesinde, bunlardan daha güzel ve iyi korunmuş lahit yoktur.


09.Haz.2007

meyvelerin isyanı

Düşünün,bir gün canınız tase sıkılmış bir meyve suyu içmek istiyor.sıkacak meyve almak için dolabı açıp meyvelerin olduğu yere doğru elinizi uzattığınızda,elinize bir şey atlıyor. Bir bakıyorsunuz, elinizde 10 tane zırh kuşanmış erik,size saldırıyor.

Şaşkınlıktan yere yuvarlanıyorsuzunuz ve dolapdaki tüm meyveler üstünüze atlıyor. Koparıldıkları ağaçların dalları ellerinde, size vuruyorlar. Sulu ve olgun bir şeftali, burnunuzun ucuna zıplayıp kendini tanıtıyor.' Ben meyvelerin şefi, şeftali! Yeter artık. Suyumuzu çıkaran siz insanlardan intikam almaya geldik.'
Şeftali şef, bulduğu bir tavayı kafanıza vuruyor ve o anda bayılıyorsunuz.

Meyveler bunu fırsat bilip dışarı çıkıyor. Dışarıda da durum aynı. Bütün evlerden, marketlerden akın akın meyve fırlıyor. Kocaman bir meyve nehri gibi görünüyorlar. Büyük şef şeftali önderliğinde ilerleyen meyveler, sonunda Taksim meydanında toplanıyorlar.

Meyvelerin saldırısından korunabilmiş insanlar, televizyonlardan haber alıp silahlanıyorlar. Hepsinin ellerinde meyve sıkacakları...Camları kapatıp kapıların altlarına bir suru şey yığıyor ve korkuyla bekleşiyorlar.

Meyveler tüm barikatları aşıp evlere girmelerini sağlayacak delikler arıyorlar. Buldukları kedilerin, köpeklerin, hatta farelerin üstüne binip ilerlemeyi bile beceriyorlar. Böylece işleri kolaylaşıyor ve insanları daha kolay dize getiriyorlar. Bütün evler meyvelerin kontrolü altına girince, ulak meyveler taksim meydanındaki şefe haberi ulaştırıyor. Şef şeftali,büyük zaferlerini ilan ediyor:

' Kardeşlerim, artık bizi yemek istiyorlarsa, tazemizi yiyecekler. sıkıldık sıkıldık, ama artık yeter. ya bizi böyle yiyecekler ya da kendimizi ezdirmeyeceğiz. Katı meyve sıkacaklarını kullanacak olan her insan, bizim bu isyanımızın hedefidir.'


Not: Anladın mı annecim? :)

03.Haz.2007

bilinmeyeni öğrenmek

Bilinmeyen...
hiç ortaya çıkmayan veya çıkması mümkün olmadığına inanılan.

Şimdi size, bir adamın bilinmeyeni bilinen yapmaya çalışması ile ilgili bir hikaye anlatmak istiyorum.



1. gün



Ali bey, sabah erken uyanıp havanın nasıl olduğuna baktı.Hava gayet güzeldi, hemen üstünü giyinip sokağa çıktı. Gidip yandaki fırından simit alacaktı. İçeri girdi. Fırıncı yoktu.
Tam o sırada, göremediği bir yerde, fırıncının başka biriyle konuştuğunu duydu. Hemen kapının arkasına saklanıp ne konuştuklarını dinledi.


Fırıncı Ahmet Bey,
- işleri umarım halletin?
diyordu.

yüzünü göremediği için, kim olduğunu anlayamadığı diğer kişi " Halletmez olur muyuz abi. tabii ki de halloldu . Ama bir sorun var." dedi ,titrek bir sesle.

Ahmet bey, azıcık kızgın bir sesle, "Neymiş o sorun?"dedi .Diğeri, biraz endişeli bir sesle, "Şeyyyy..." deken, Ahmet bey"Neeeee?" dedi sinirlenerek. "Polisin bulma ihtimali var." dedi adam.
Ahmet bey, sinirli bir ses tonuyla "Bakın, onu polis bulursa sizi çok fena yapar. polisten kurtulursanız da, ben çok fena yaparım!" dedi.
adam da, korkarak"tamam abi "diyip dışarı çıktı.

Ali bey,hiçbir şey olmamış gibi, içeri girip fırıncıyı selamladı. İki tane simit istedi, parasını verip dışarı çıktı.
Ali bey bir dedektifti. Bilinmeyen bir şey kalmaması, onun işinin en önemli kuralıydı.Fırında duyduğu şeyleri duymazdan gelemezdi. Bu olayı takip etmeye
karar verdi.



2.gün



Ali bey, sabah uyanıp her zamanki gibi havayı kontrol etti ve fırının yolunu tuttu.
Fırının kapısına sıkıştırılmış bir mektup gördü. Mektup Ahmet bey'e gönderilmişti. Ali bey etrafa hızla göz atıp, mektubu cebine attı. Bir şey olmamış gibi fırıncıdan simitleri alıp, hızlı hızlı işyerine gitti.

Sabırsızlıkla mektubu açtı. Mektupta yazılar tersti. Ali bey, güldü. Bebek işiydi bu şifreyi çözmek. Mektubu alıp aynaya tuttu. Mektupta,"Bu akşam saat 01:00' da depoda ol." yazıyordu.

Ali bey, simit alma bahanesiyle yine fırına gidip mektubu yerine koydu.

Gerisi kolayca olup bitti. Dedektif, polislerle birlikte o depoya bir baskın düzenledi. O gece saat 01:00' da bir kaçakçılık çetesi çökertilmiş oldu.


Ali bey,şunları düşünüyordu, ' bilinmeyen kimileri için ortaya hiçbir zaman çıkmayacağına inanılan bir şeydir. Kimileri ise bilmek amacıyla yaşar.'

02.Haz.2007

selam



selam.





ben achileus .





bu ilk yazımda achileus' un öyküsünü anlatayım.


Peleus ile Tethys’in oğludur. Annesi Tethys, onu yara almaz kılmak için, topuğundan tutarak Styks ırmağına daldırmıştır. Bu sebepten kahramanın, suya batmamış olan topuğundan başka, hiçbir yerine ok işlemez ve kılıç kesmez.

Hocası Kentor Khiron. onu eğitmiş, ok atmasını ve yara tedavisini öğretmiştir.

Onu cesur, atılgan bir kahraman yapmak için, aslan iliği ile beslemiştir.
Bu yüzden Achileus, altı yaşına basınca, aslanları öldürmeye, koşan geyikleri yakalamaya başlamıştır.

Achileus, korkusuz bir kahraman, güçlü bir savaşçı olmuştur.

Biz o'nu, truva destanının baş kahramanı olarak biliriz.
Bu savaşın sonunda, Paris tarafından, topuğundan aldığı bir yarayla öldürüldüğü anlatılır.

Homeros’a göre Achileus Yunanların en büyük kahramanıdır.